Kırmızı et, hem temel besin maddesi hem de siyasal iktisat açısından stratejik tarımsal bir üründür. Fiyatlardaki artış, yalnızca tüketici refahını değil gelir dağılımını, gıda güvenliğini ve sosyal politika alanlarını da doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle kırmızı et piyasasında yaşanan gelişmeler, klasik arz-talep analizinin ötesinde, ekonomi politik çerçevede değerlendirilmelidir.
Bu çalışma, kırmızı et piyasasındaki gelişmeleri ekonomi politik açıdan ele almakta olup üretim, fiyat, ithalat ve tüketim dinamiklerini bütüncül bir yaklaşımla analiz etmektedir. Çalışmanın temel bulgusu, kırmızı et piyasasında yaşanan sorunun geçici piyasa dalgalanmalarından ziyade, tarım ve hayvancılık politikalarındaki yapısal tercihlerden kaynaklanmaktadır.
Türkiye’deki kırmızı et piyasası, artan üretim maliyetleri, ithalata dayalı politika tercihleri ve arz yetersizliği nedeniyle, kırılgan bir görünüm sergilemektedir. 2010’lu yıllardan itibaren uygulanan ithalat odaklı müdahaleler, kısa vadede fiyat artışlarını sınırlamayı hedeflese de, uzun vadede yerli üretimi zayıflatarak sektördeki yapısal sorunları derinleştirmiştir.*
Yaklaşık 10 yıldır, Türkiye’nin kırmızı et üretimi yerine ithalata yönelmesini bir “kırılma” olarak tanımlarsam sanırım yanlış olmaz. Ve 2026 itibarıyla gelinen nokta, kırılmanın derinleştiği, kalıcı ve yapısal bir soruna dönüştüğüdür. 2020–2026 döneminde kırmızı et fiyatlarının tarihsel olarak yüksek seviyelere ulaşması, bu kırılganlığın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve politik sonuçları olacaktır.
Türkiye’de kırmızı et üretimi, küçük ve orta ölçekli işletmelere dayalı parçalı bir yapı sergilemektedir. Yem maliyetlerinin yüksekliği, meraların etkin kullanılamaması ve girdi fiyatlarının döviz kuruna duyarlılığı, üreticinin sektörden çekilmesine yol açmaktadır.
Son beş yıl itibarıyla (2020–2024), Türkiye’de kırmızı et üretimi, toplam arz ve tüketimi Tablo I’de gösterildi. TÜİK verileri 2024 yılı itibarıyla kırmızı et üretiminde, çift haneli bir düşüşe işaret etmektedir. Bu gerileme, arz açığını derinleştirerek fiyat artışlarını beslemiştir. Üretim cephesindeki bu zayıflama, piyasa mekanizmasının değil, uzun süredir ihmal edilen yapısal tarım politikalarının sonucudur,
Tablo I
Türkiye Kırmızı Et Verileri (2020–2025 )
| Yıl | Toplam Üretim (bin ton) | İthalat (bin ton) | Toplam Tüketim (bin ton) | Kişi Başı Tüketim (kg) | Ortalama Kıyma Fiyatı (TL/kg) | Asgari Ücret (TL/ay) | Asgari Ücretle Alınabilen Kıyma (kg/ay) | Ücretlerin GSYH Payı (%) |
| 2020 | 1.341 | 5 | 1.347 | 16,1 | 38 | 2.324 | 61,2 | 36,2 |
| 2022 | 1.573 | 2 | 1.575 | 18,5 | 110 | 5.500 | 50,0 | 34,5 |
| 2023 | 1.671 | 37 | 1.707 | 20,0 | 250 | 11.402 | 45,6 | 32,8 |
| 2024 | 1.483 | 81 | 1.564 | 18,3 | 420 | 17.002 | 40,5 | 31,9 |
| 2025* | 1.640 | 50 | 1.690 | 19,7 | 550 | 23.000 | 41,8 | 31,5 |
___________
* 2025: TEPGE üretim–ithalat tahminleri, TÜİK nüfus projeksiyonu, piyasa ortalama kıyma fiyatı.
2020–2025 döneminde toplam kırmızı et tüketimi görece yatay seyrederken, kıyma fiyatı katlanarak artmıştır. Aynı dönemde asgari ücret nominal olarak artsa da, asgari ücretle satın alınabilen kıyma miktarı sürekli azalmıştır. Bu bulgu, kırmızı ette yaşanan krizin arzdan ziyade bölüşüm ve gelir yapısı kaynaklı olduğunu göstermektedir. Ücretlerin GSYH içindeki payındaki düşüş ile asgari protein kaynağı olan kıyma arasındaki kopuş, gıda enflasyonunun sosyal refah üzerindeki asimetrik etkisini ortaya koymaktadır.
2022–2023 arasında üretimde artış olsa da 2024’te düşüşe geçmesi, üretim yapısındaki kırılganlığı gösteriyor. İthal et miktarı 2020’lerde görece düşükken 2023–2025’de artış eğilimi göstermiş; bu da arzı destekleme stratejisi olarak değerlendirilebilir. Toplam arz artarken, özellikle 2024’te kişi başına tüketim düşmüş olup 2025’te olası küçük bir artış tahmini, piyasadaki kısa vadeli uyum çabalarını yansıtmaktadır.
2025–2026 döneminde kırmızı et fiyatları nominal ve reel olarak tarihsel zirvelere ulaşmıştır. Kıyma fiyatlarının kilogram başına 800–900 TL bandına yükselmesi, kırmızı eti geniş halk kesimleri için erişilemez hale getirmiştir.
Bu süreçte kırmızı et, temel tüketim malı olmaktan çıkarak gelir esnekliği yüksek bir “lüks gıda” niteliği kazanmıştır. Düşük ve orta gelirli haneler, protein ihtiyacını ikame ürünlerle karşılamaya yönelmiş ve bu durum beslenme kalitesi ve gıda güvenliği tartışmalarını gündeme getirmiştir.
Grafik 1

Grafik 1’e göre, 2020–2022 döneminde ücretlerin milli gelirden aldığı payın keskin biçimde gerilediği buna karşılık kırmızı et fiyat endeksinin hızla yükseldiğini görülmektedir. Ve Türkiye’de gıda fiyatları ile gelir politikaları arasındaki yapısal uyumsuzluğu açık biçimde ortaya koymaktadır.
2026 itibarıyla Türkiye’de kırmızı et piyasasında yaşanan gelişmeler, 2010’lu yıllarda başlayan kırılmanın derinleştiğini göstermektedir. Sorunun temel kaynağı, üretimin üretim odaklı değil, ithalat merkezli politika tercihleri yanı sıra yüksek girdi maliyetleri karşısında korunmayan üretici yapısı olup tarım ve hayvancılığın stratejik sektör olarak ele alınmamasıdır. Bu bağlamda kırmızı et piyasası, piyasa başarısızlığının ötesinde, kamusal müdahale gerektiren bir sosyal politika alanı olarak değerlendirilmelidir
Türkiye’de kırmızı et piyasasına yönelik temel politika aracı, ithalat olmuştur. Canlı hayvan ve karkas et ithalatı, fiyatları kısa vadede baskılamayı amaçlasa da, yerli üreticinin maliyet yapısını bozarak sektörden çekilmesine neden olmuştur.
2026 yılına ilişkin uluslararası raporlar, Türkiye’nin kırmızı et ve canlı hayvan ithalatının devam edeceğini göstermektedir. Bu durum, ithalatın geçici bir önlem olmaktan çıkarak kalıcı bir politika tercihi haline geldiğini ortaya koymaktadır. Ekonomi-politik açıdan bakıldığında ithalat, fiyat sorununu çözmek yerine üretim kapasitesini zayıflatmakta, dışa bağımlılığı artırmakta, tarımsal egemenlik tartışmalarını derinleştirmektedir.
Kırmızı et fiyatlarındaki artış, yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda sosyal bir kırılma alanı yaratmaktadır. Gıda enflasyonu, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri daha görünür kılmakta; sosyal koruma mekanizmaları üzerindeki baskıyı artırmaktadır.
Kırmızı et piyasasında sürdürülebilir bir denge, ancak üretimi önceleyen, küçük üreticiyi koruyan ve ithalatı istisnai bir araç haline getiren bütüncül bir tarım politikasıyla mümkün olabilir. Aksi halde kırmızı et, Türkiye’de ekonomik olduğu kadar siyasal bir kırılma alanı olmaya devam edecektir.
2020–2025 döneminde ücretlerin GSYH içindeki payı ile kırmızı et fiyat endeksi arasındaki ayrışma, emek gelirlerinin reel satın alma gücünün temel gıda fiyatları karşısında sistematik biçimde aşındığını göstermektedir. Diğer bir deyişle Ücretlerin milli gelirden aldığı pay ile temel gıda fiyatları, kırmızı ette olduğu gibi, arasında kopukluk vardır. Kırmızı et fiyatları, emek gelirlerinin aşındırıcısı haline gelmiştir. Bu durum, gıda piyasasının artık yalnızca tarım politikası değil, doğrudan gelir dağılımı ve sosyal politika meselesi olduğunu göstermektedir.
*”Kırmızı ette kırılma noktasının ekonomi politiği”, Dünya Gazetesi,24 Ağustos,2019, https://www.dunya.com/kose-yazisi/kirmizi-ette-kirilma-noktasinin-ekonomi-politigi/452265
