Bir ekonomide mal ve hizmet fiyatları genel seviyesindeki (FGS) değişimin, artış yönünde olması enflasyon olarak adlandırılır. Mal ve hizmet fiyatlarını piyasa içi dinamikler olan mal ve hizmet üretim ve tüketimi belirlemektedir. Diğer bir deyişle söz konusu olan ürünün üretilen ve talep edilen miktarı, ürünün piyasa fiyatını belirlemektedir.
Enflasyon dinamiklerinin analizinde üretici fiyat endeksi (ÜFE) ile tüketici fiyat endeksi (TÜFE) arasındaki ilişki, fiyat oluşum süreçlerinin niteliğini anlamak açısından kritik bir gösterge sunmaktadır. Türkiye ekonomisinde son dönemde gözlemlenen ÜFE–TÜFE makasının yön değiştiren yapısı, enflasyonun tek boyutlu bir süreç olmaktan uzaklaştığını ve çoklu dinamikler altında şekillendiğini göstermektedir.
Bu çalışmanın temel amacı, söz konusu makasın hareketlerinden hareketle, enflasyonun talep, maliyet ve bölüşüm boyutlarını birlikte analiz etmek ve sıkı para politikası uygulamalarının etkinliğini sorgulamaktır.
ÜFE, üretim sürecindeki maliyetleri; TÜFE ise nihai tüketiciye yansıyan fiyatları temsil etmektedir. Bu iki endeks arasındaki farkı Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs ayı itibarıyla değerlendirince, M< 0 (TÜFE > ÜFE) → talep güçlü, fiyatlama davranışı ve M > 0 (ÜFE > TÜFE) → maliyet baskısı, talebin kısıtlı olduğudur. Bu bağlamda ÜFE–TÜFE makası yalnızca fiyat değişimlerinin değil, aynı zamanda ekonomideki etkin talep ve bölüşüm ilişkilerinin bir göstergesidir.
Türkiye ekonomisinde, 2026 yılı ilk aylarına ilişkin veriler, enflasyon dinamiklerinin istikrarlı bir patikadan ziyade dalgalı bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. Şubat: TÜFE(%2,96) > ÜFE(%2,43) → talep ve fiyatlama gücü baskındır. Mart: ÜFE(2,30) > TÜFE(%1,94) → maliyet enflasyonu öne çıkıyor. Nisan: TÜFE (%4,40) > ÜFE (%2,34) → fiyatlama davranışı yeniden güçleniyor. Mayıs TÜFE(%1,71)<ÜFE(%2,75) → maliyet enflasyonu öne çıkıyor.
ÜFE–TÜFE makasının bu kısa dönem içerisinde yön değiştirmesi, enflasyonun tek bir açıdan açıklanamayacağını göstermektedir. Özellikle Mart ve Mayıs ayında gözlenen pozitif makas, maliyet şoklarının belirleyici olduğunu, Nisan ayında yeniden negatif makasa geçilmesi ise talep koşullarının tamamen baskılanamadığını ve fiyatlama davranışlarının sürdüğünü ortaya koymaktadır.
Yılsonu enflasyon hedefinin %18 olduğu bir ortamda enflasyon hedef patikasının bozulabileceğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Dolayısıyla hedef belirlemekten ziyade izlenecek para, kambiyo ve kur politikaların sürdürülebilirliği yanı sıra karar alıcıların ekonomik sistem ile ilgili alınacak kararlarda istikrarlı olunması önemlidir.
Diğer taraftan, hedef ile gerçekleşme arasındaki erken dönemli sapma, ekonomik birimlerin beklentilerini olumsuz yönde etkilemekte ve fiyatlama davranışlarının geçmiş enflasyona endekslenmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda, enflasyon yalnızca maliyet ya da talep kaynaklı değil, aynı zamanda beklenti temelli bir yapıya da bürünmektedir. ÜFE’nin TÜFE’nin üzerine çıktığı dönemler, maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına tam olarak yansıtılamadığını göstermektedir. Bu durumun temel nedeni, talep koşullarındaki zayıflamadır.
Grafik 1: ÜFE- TÜFE Dinamikleri

Reel ücretlerdeki erozyon ve kredi koşullarındaki sıkılaşma, hanehalkı tüketimini sınırlamakta bu da firmaların maliyet artışlarını fiyatlara yansıtma kapasitesini kısıtlamaktadır. Dolayısıyla, pozitif makas dönemleri yalnızca maliyet baskısını değil, aynı zamanda örtük bir talep daralmasını ve yoksullaşma sürecini işaret etmektedir.
Bu çerçevede, ÜFE–TÜFE makası ile reel gelirler arasında ters yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Enflasyon, yalnızca fiyatlar genel düzeyindeki bir artış değil; aynı zamanda bölüşüm ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir süreçtir.
Talep baskılanması ile birlikte ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskılar oluşmaktadır. Buna karşın enflasyonun dirençli yapısı devam etmektedir. Bu durum, ekonomiyi “düşük büyüme – yüksek enflasyon”, yani stagflasyonist bir eğilime sürüklemektedir.
Grafik 2: ÜFE-TÜFE Makası

Grafik 2’den anlaşılacağı üzere, Türkiye’de ÜFE–TÜFE makasının enflasyon dinamiklerini anlamada güçlü bir analitik araç sunduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, enflasyonun yalnızca parasal sıkılaştırma ile kontrol altına alınamayacağını; maliyet, talep, beklenti ve bölüşüm boyutlarının birlikte ele alınması gerektiğini göstermektedir.
ÜFE–TÜFE makasının dalgalı yapısı, bu sürecin henüz istikrarlı bir dezenflasyon patikasına girmediğini ve ekonominin kırılgan bir denge üzerinde bulunduğunu göstermektedir.Sonuç olarak, mevcut politika bileşimi enflasyonu kalıcı olarak düşürmekten ziyade talep daralması ve reel gelir kaybı yoluyla yoksullaşma temelli bir uyum süreci üretmektedir.
